İmamoğlu’nun ardından gerçekten kim ağlıyor?

4

Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk ve rüşvet irtikabı suçlamasıyla tutuklanması ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınmasıyla devam eden sürecin büyük bir gürültü koparmaması düşünülemezdi. Ancak gürültünün en azından daha büyük kısmının yargıya konu olan yolsuzlukların, rüşvetin, çeteleşmenin, organize işlerin ulaştığı boyut hakkında olması çok daha fazla beklenirdi.

İmamoğlu CHP teşkilatları içinde yetişmiş ve CHP’nin içinde doğal yollarla yükselmiş biri değil.

Tam da diplomasını temin ettiği yollarla, tarzlarla önce AK Parti’de siyasete giriş için bir yol denemiş, AK Parti tarafından kabul görmemiş ve gitmiş CHP içinde kelimenin tam anlamıyla “

parayı bastırıp

” kendine hemen bir yer bulmuş,

yerini bulduktan sonra da bu yeri agresif bir emperyal yolla genişletmeye başlamış

. Neticede geldiği bütün aşamalarda

para konuşmuş

ve bir siyasi partinin bütün iddialarını yıkarak, dökerek, tahrif ederek, dönüştürerek kendine mal etmede hızla yol katetmiş.
Tabii bu noktaya kadar CHP’nin bir siyasi parti olarak, hem de sözümona

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olarak İmamoğlu şahsında ne hale gelmiş olduğuna dair ibretlik bir hikâye de okutuyor bu durum.

Gelinen durumda İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanlığından hemen sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında elde ettiği makamları “

paraya hükmetme

” ve onun üzerinden partiye ve bütün ülkeye hükmetmenin bir

yolu olarak tasarladığı enteresan bir tarz-ı siyaset koyuyor.

Ortada bir siyasi ideoloji yok, bir ilke yok, bir vizyon, bir icraat, bir hizmet, proje, tutarlı söylem yok.

Bir paylaşım var sadece. Siyaseti bir hizmetten ziyade bir paylaşımdan ibaret bir “nimet” olarak gören bir yaklaşım.

Paylaşıma dayalı bir siyasetin insanları zaten memnun etmesi mümkün değil.

Böyle bir düzenin patlamaması da mümkün değil. Hukuk karşısında patlaması biraz gecikse o paylaşıma razı olmayanların şikayetleri ve isyanlarıyla patlar bu düzen.

Nitekim İmamoğlu tarz-ı siyaseti bu şekilde patlamıştır.

Herkesin artık iyice bildiği bir şey, İmamoğlu’na ve diğer ilçe belediye başkanlıklarına karşı başlatılan bütün yolsuzluk operasyonlarının hiçbiri emniyet veya yargı organlarının kendiliğinden, tecessüsle, istihbarat toplayarak başlattıkları bir yolla olmamış. Hepsi de CHP içinden kendi yakınları, çalışanları, ortakları veya yetkililerinin şikayetleri veya itiraflarıyla başlatılmış durumda.
İşin bu kısmı gözden kaçmamalı. Bu, ya İmamoğlu’nun CHP’yi tamamen bitirme ve kendine dönüştürme konusunda sergilediği agresif kolonyal tarza parti içinden bir direniş, bir isyanın varlığını gösteriyor veya paylaşımın ürettiği hoşnutsuzluklara bir isyanı.

Her iki durumda olay aslında CHP’nin kendi içinde bir sorun olarak cereyan ediyor.

Yargının kendisine intikal eden bir hususa, muhalefet partisine dokunmanın siyasal yansımaları adına kayıtsız kalması elbette başka türlü bir baskı üretiyor.

Yargının yolsuzluk vakalarının üzerine gitmesi dolayısıyla eleştiri konusu olması gerçekten tuhaf bir durum oluşturuyor, ama işte bu durum Türkiye’de İmamoğlu örneğinde yaşanıyor.

Yaşadığımız hadise CHP içi bir tartışmaysa ve bu operasyon vesilesiyle aslında CHP kurtarılıyorsa, CHP’nin de bundan memnuniyet duyması gerekmez mi?

Peki, nedir bu CHP’lilerin kopardığı gürültü? Günlerdir

Saraçhane

’de bu operasyondan dolayı hükümeti, Erdoğan’ı suçlamalarının, olayı neredeyse bir Erdoğan-İmamoğlu meselesi haline getirmelerinin anlamı ne? Yolsuzluktan tutuklanmış bir başkan hakkında bütün radikal sol grupların kortej geçidi kurmaları ne anlama geliyor?

Tabii ki her şeyden önce o sözüm ona radikal sol grupların ne solculuklarının ne de radikalliklerinin hiçbir karşılığının olmadığı anlamına geliyor.

Gezi olayında da finans kapitalizmin kodamanları ellerinde “

çapulcuyuz, çapulcu!

” diye pankart tutmuş, aynı radikal sol gruplarının önünde Türkiye’nin gelmiş geçmiş en sosyal politikalarının uygulayıcısı hükümeti protesto etmişti. O sol grupları ülkenin kanını faiz sistemiyle emerken orada ne aradıklarını, o sözümona sol grupların nasıl çalıştığını da ifşa etmişti.

Ortada hiç de metafora yer bırakmadan durum ifade edilmişti zaten: Çapulcuydular, hâlâ çapulcular.

Başlatılan yargı sürecini ilk harekete geçiren İmamoğlu’nun hegemonyasından rahatsız olan CHP’liler, ama şimdi bu operasyonu sanki Erdoğan’ın siyasi operasyonu diyerek protesto eden de muhtemelen aynı CHP’liler. Ne yapmaya çalışıyorlar?

Bir tarafıyla yolsuzluğun benimsendiği, içselleştirildiği ve mazur görülmesinin istendiği enteresan bir talep var bu protestoların ardında. Meydana koşanların büyük çoğunluğunun “yaptıysa ne olmuş, herkes yapıyor, iktidar yapmıyor mu?” gibi bir mazereti bu kadar kolay dillendiriyor olması dikkatlerden kaçmıyor. Kimse “asla yapmamıştır, bunların hepsi iftira” demiyor, diyemiyor. Ortaya sürülen en güçlü argüman, İmamoğlu’nun yaptığını zaten iktidarın da yapıyor olduğu. Allah sonumuzu hayretsin.

İkincisi, klasik radikal sol klişesi çalışıyor

: Bazen kendisinden kurtulmak istedikleri militanlarını bizzat katledip cenazesinde de faşist devleti protesto etmek, sağlığı başlarına bela olanın ölüsünden bir kahraman, bir sembol üreterek maksimum fayda elde etmek.

Varlığı CHP’yi bitirme ve kendi emlak projeleri için imara açma noktasına gelmiş İmamoğlu tehlikesini bertaraf ederken, yokluğunu hükümete sövmenin, Erdoğan’a muhalefetin etkili bir argümanına, sembolüne dönüştürmek.

Bu tarz-ı siyasette İmamoğlu bir kurban şimdi. CHP adına daha kurnaz hiziplerin önünü açabilmek, onları CHP içinde veya ülkedeki iktidara “yaklaştırmak” üzere feda edilen sakat, hatta zararlı bir kurbanlık.

Olayın özeti bu aslında ama muhtemelen uzun süre İmamoğlu’nun Erdoğan’ın en güçlü rakibi olarak bertaraf edildiği masalını duymaya devam edeceğiz.

can tok